EKREM HAKKI AYVERDİ

Âbide şahsiyet, bir büyük uç beyi...

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa Makaleleri

MAKALELER

E-posta Yazdır PDF

  • Yazar:            Ekrem Hakkı Ayverdi
  • ISBN:               978-975-7618
  • Sayfa:             516
  • Boyut:             13.5 x 19.5
  • Baskı:              1. Baskı
  • Yayın Tarihi:    1985
  • Fiyat:              12.50 TL

Kitap Özellikleri

Y. Müh. Mim. Dr. Ekrem Hakkı Ayverdi’nin sanat, mîmârî, İstanbul ve İstanbul mîmârîsi ile ilgili makaleleriyle târihî ve kültürel meseleler üzerine dikkatlerini ihtivâ eden ve çeşitli mülâkatlarının yer aldığı kaynak eser.

Kitaptaki yazılar Sait Başer tarafından derlenmiş ve yayına hazırlanmıştır.

 

Yahya Kemal’de Şehir ve Mimari

E-posta Yazdır PDF

Denebilir ki Yahyâ Kemal’in sebeb-i hayâtı, yaşamasının sâiki, onu dev kuvvetiyle harekete getiren irâdenin menba’ı azametli, büyük bir milletin ferdi olmak sevinç ve gurûrudur. Hâlıkı, bu koca arı kovanında ona milletin dehâsını övmek vazifesini vermiş, o da bu hizmeti tehâlükle kabullenmiş, her nefes alışında ubûdiyet râh-ı müstakîminde îcâbını icrâ eylemiştir. Bu çizgiden çıkar gibi göründüğü ve gösterilmek istendiği demleri bile, lüzumlu malzemeyi beşeriyet kazanında kaynatıp kalıba dökmek ve şuûra intikal ettirmek için geçirdiği sancılı zamanlarıdır.

Yahyâ Kemal ifâde vâsıtası olarak, insanda sâdır olabilecek en asil mahsûl olan edebiyâtı, daha doğrusu şiiri benimsemiştir. Tabiî bu intihapta, meşrep ve kabiliyeti başlıca âmildi; fakat başka sâhalarda da şâyân-ı hayret nüfûz-ı nazar, idrak ve ifâde örnekleri verilmiştir.

Yahyâ Kemal şiir ve edebiyat için yaratılmıştı, bunda tereddüt yoktur. Bütün tekniğiyle nik ü bed’iyle bildiği bu sâhanın sâhibkırânı oldu. Böyle oldu da fikir adamı olmadı mı? Târihçi değil midir? Bunların küçük ve günlük tafsilâtına inmeden târihin halkalarını geçirip selsebil gibi akışını ortaya dökmemiş midir? Bizim şehâmetli târihimizin revnakını duyup duyurmamış mıdır?

 Bunun gibi mûsıkîmizin en derin mânâlarını kavrayan, anlayan da o olmuştur. Ve bu mûsîkiyi istihfâf edenleri görmek azâbı içinde "Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden" mısra’ını hâtifi, mâverâî edâsıyla o söylememiş midir?

Bu mesleklerin adamları Yahyâ Kemal’i bu cephelerinden ele almışlar mıdır? Pek zannetmiyorum. Her ne hâl ise gocunmaklar bir tarafa bırakılınca, üzerinde durulacak pek çok hakikatleri Yahyâ Kemal’in sözlerinde buluruz. Meselâ mûsıkî târihimizi ve mûsıkî anlayışımızı, kül olarak, Itrî destânının kırkdokuz mısra’ında toplayıvermiştir. Bir gün o fikirler anlaşılacak ve üstünde cildler yazılabilecektir.

Yahyâ Kemal mîmârî fikirlerini, şiirinden çok nesrinde ifâde etmiştir. Süleymâniye’ye, onun gibi âbidelere, şehirlere, semtlere hayran idi. Fakat Yahyâ Kemal hehangi bir ferd gibi, binâların parakende güzelliklerine, hâtta tenâsüb ve edâlarında kalmayıp, âbidelere bir vatan meydana getirilmiş olması tarafiyle alâkalanmış, bundan duyduğu sevinci son derece güzel ifâde etmiştir. En realist bir görüşle bu milletin o, asırda değişmez, eğilmez, bükülmez, eskimez büyük meziyetlerinin ancak bir yerde karar kıldıktan sonra hârikalar doğurabileceğini müşâhede etmiş, bu en güzel ve en büyüğün yapıldığını idrak ile de hükmünün isâbetini görmek saâdetine ulaşmıştır.

Zâten Yahyâ Kemal’den mîmârlığın, taşı toprağı ile uğraşması istenemezdi; o, milletin hayatına karışan mîmâriyi bize söyledi.

Yahyâ Kemal’in mîmâri fikirleri yer yer, kalıb kalıb, "Aziz İstanbul" nâmı altında Enstitü tarafından neşrolunan eserinde dolup taşar. Kitab çıkmadan evvel çok kişi bunları bilmiyordu; zamânın külleri onları örtmüştü. Şâirin bu yazılarının ilkleri ile sonuncusu arasında otuzbeş senelik bir fâsıla vardır. Bu uzun zaman zarfında yolundan hiç infiraf etmeden aynı selâbetle düşüncelerini bize nakletmiştir. En parlağı 1942 senesi başında verdiği "Türk İstanbul" ismindeki konferanstır. Bu konferans âdetâ bir hülâsadır.

Şâir bu konferansı ondan sonraki uzun makalesini ve tabiî ondan daha evvelkileri, Osmanlı mîmârisi daha inceden inceye tetkik edilmeye başlanmadan, neticeler meydana çıkmadan bir san’atkârın derin sezişi ile yazmıştır. Konferanstan epeyce sonraları bu yazılardan habersiz olanlar, onun söylediklerini ilmî usûlün tabiî neticesi olarak meydana koydular. Ve tâ 1964 senesinde "Aziz İstanbul" çıkınca, binbir emek ve zahmetle bulduklarını o sahifelerde görmekle büyük bir saâdet duydular. Bu da gösteriyor ki, san’atkârda, müfekkirenin parlak buluşları, teşhisleri kuru ilme takaddüm etmektedir.

Bakınız Yahyâ Kemal, Türk şehircilik mîmârisinin bütün unsurlarını, zihniyetini en muhteşem bir çapta toplayan İstanbul ve dolayısıyla san’atımızın küllü hakkında ne diyor, bunu konferanstan nakledelim:

Bir iklimin manzarası, mîmârisi, halkı arasında hâlis ve tam bir âhenk varsa orda gözlere bir vatan tablosu görünür.”

İklimden anlayan gerçek ve hassas bir san’atkâr, İstanbul’un eski semtlerinden her hangi birini, meselâ Koca Mustafa Paşa semtini, yâhud Eyüb’ü, yâhud Boğaziçi’ni henüz milli hüvüyetini muhâfaza eden herhangi bir köyünü seyredince kat’i bir hüküm vererek der ki; "Bu halk bu iklimde ezelden beri sâkindir ve bu iklime bu mîmâriden ve bu halktan başka unsurlar yaraşmaz.."

Muharrir burada semtlere mîmârinin meydana getirdiği iklimin yâni Fransızca’da ”Site” denilip her zerresinde husûsiyeti tüten yerlerin güzel bir târifini yapmakta olup, bu halkın kendi eseriyle olan saf ve kusursuz yekpâreliğini ortaya koymakta ve bir de ( iklim ) gibi hârikulâde bir tabir icâd etmektedir.

Muharrir devâm ederek, "Türklük beş yüz seneden beri İstanbul’u ve Boğaziçi’ni bütün beşeriyetin hayâline böyle nakşetti. Mîmârisini bu şehrin her tepesine, her sahiline, her köşesine kurarken gûya: 'Artık bu diyar dünyâ durdukça Türk kalacaktır' dediği hissedilir." Sonra da, "yeni baştan kurmuş olduğu bu şehirde yaratmış olduğu güzelliklerin en yüksek bir kıratta olduğunu söylemek lazımdır." sözleriyle büyük mîmâriyi ve kendine has yalın üslûbuyla gözlere nakşedilmiş kalan emsâlsiz şehri tebcil ediyor. Ve İstanbul’da yapılanların en yüksek kıratta, başka bir sözle, seviyesi ve derecesi en yüksek olduğunu beyân ediyor.

Devamını oku...